Bu genç meslektaşımın yazısını özellikle paylaşmak istedim

Yarının hekimleri, genç meslektaşlarımıza hepimiz kulak vermeli, iyi ve kötü günlerinde mutlaka yanlarında da  olmalıyız. Beni bilenler bilir bu konuda hassasımdır ve elimden geleni de yaparım, tıp fakültesi öğrenciliği geçici bir dönem olduğu için arkadaşlarımızı dernek ya da sendikal düzeyde sahiplenecek resmi oluşumlar malesef yok ve onların da emin olun ki zaman zaman çok ciddi sorunları olabiliyor. Dolayısıyla yarının hekimlerini sahiplenmek de bugünün hekimlerine düşüyor!

Özellikle sosyal medya üzerinden çokça mesaj almaktayım, hem yaşanılan sorunlara yönelik hem teşekkür ve takdir yönünde hem de öğrenci kongrelerinin duyurulması vb yönelik konularda. Özellikle öğrenci kongrelerini çok önemsiyorum ve kendim de zaman buldukça katılıyorum, katıldığım öğrenci kongrelerinden de çok faydalandığımı ifade etmeliyim. Öğrenci arkadaşlarımız da mümkünse kaçırmasınlar, ders her zaman çalışılır ama böylesi faydalı kongrelere ilerleyen dönemlerde katılmak daha da güçleşiyor.

Gelelim konuya; Hekimlerimizin yazılarını keyifle okuyorum, genç hekimlerimizin (tıp öğrencisi) yazılarını ise daha büyük keyifle okuyorum. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Betül Ayareci’nin yazısını paylaşacağım sizinle, babası da başarılı bir meslektaşımız olan genç hekimimiz bir tıp öğrencisinin sadece bir gününü yani tamamen yaşadıklarını bizimle paylaşıyor.

“Geçtiğimiz cuma günü fakültemizin 2.sınıfları için yoğun bir gündü. Sabah 8:45’te başlayan derslerimiz bir memurun çalışma saati edasıyla 17:00’a kadar sürdü. Çocuk İstismarı, Klinik Biyokimya, Klinik Mikrobiyoloji ve İmmünoloji, Endokrin Sistem derken bir amfi son dersi zor ettik. Kafa yorgunluğu denen şey bazen vücut yorgunluğundan daha yıpratıcı olabiliyor. Birçoğumuz eve dinlenmeye, birkaçımız dışarıya kafa dağıtmaya giderken, bazılarımız da okulumuzun sadece tıp fakültesi öğrencilerinin girebildiği kütüphanesine gidip vizelere 1 ay kaldığı için çalışmaya devam etmeyi seçti.

Elimde ders notlarım, kitaplarım, anatomi atlasım ve o yoğun ders programının ardından baş ağrıma iyi geleceğini umduğum kahvem ile kütüphaneye girdim. Kafamın içindeki “Konular yetişecek mi acaba?”lar, “Vizelerden sonra finallere kadar günü gününe çalış Betül cidden bak iş ciddi!”lerle yerime yerleştim, kitaplarımı açtım. Son enerji kırıntımla çalışmaya başlamaya hazırım artık. Kafamı kaldırdım. Benimle beraber salonda kafasını kitaptan kaldırmadan harıl harıl çalışan temel bilimler öğrencilerine ve üstlerinde önlükleri ile okul derslerine ek bir yandan da TUS’a çalışan klinik öğrencilerine baktım. O an geleceğimi gördüm. Çalışmak…”

Tıp fakültesinde ilk 3 yıl temel bilimler ağırlıklı ve sonraki 2 yıl klinik bilimler ağırlıklı son yıl da prehekimlik denilen intörn hekimlik dönemi şeklinde bir eğitim müfredatı işlenir. Temel bilimler gerçekten tıbbiyenin temelidir, TUS’ta iyi bir puan almak için iyi bir klinik hekimi de olmak için iyi bir temel bilim bilgisi şarttır. Kliniğin temelidir çünkü. Klinik bilginizi sağlam temellere oturtmak için iyi öğrenilmesi gereken dersler ilk 3 yılda verilir. Bir de TUS için tüyo vereyim, iyi temel iyi de klinik soru yaptırır. Bu nedenle önem verilmesi ve iyi çalışılması gereken bir dönemdir ilk 3 yıl.

“Bazı istisna kişiler hariç kütüphanede çalışan bu tıpçılar ve ülkedeki diğer tıp fakültesi öğrencileri de benim gibi üniversite sınavına hazırlanırken gecelerini gündüzlerine katmışlardı. Arkadaşları dışarıda gezerken “Benim çalışmam lazım sizinle gelemem.” diyen o “İnek” öğrenci olmuşlardı genelde. “Üniversiteyi bir kazanayım da sonra rahatım.” diye kendilerini kandırıp çalışarak sonunda yerleşmişlerdi tıp fakültesine. Rahatlamışlar mıydı gerçekten? Hemen şimdi en yakınınızdaki Anatomi Atlas’ını alın. İçindekiler kısmından Kafa Kemikleri bölümünü bulun ve sayfayı açıp her bir çıkıntıya,kenara,oluğa,deliğe bir-iki değil en az üçer kelimeden oluşacak şekilde verilmiş o isimleri ezberleyin ve ardından bunu vücuttaki diğer kemik-kas-eklem-damar vs. için yapın. Bittiğinde anatomiyi bitirmiş dahi olmayacaksınız ve daha diğer derslere bakmadınız bile. Hadi neyse öyle böyle bu tempoya alışıp çalıştınız 6 yılınızı (yıl kaybınız olmadıysa) verip o diplomaya hak kazandınız. Peki bitti mi? Hayır. TUS denilen illeti duydunuz mu hiç? Hani Türkiye’nin “en zor” sınavı olarak bilinen o sınav. YGS-LYS sınavlarında 4 yıllık lise konularımızı yetiştirmekte sıkıntı çekerken, 6 yıllık Tıp konularını yetiştirmek zorunda olduğumuz o sınav. Ki bazı okulların intörnlüğü de zorluğu ile nam salmıştır da ona rağmen çalışılır o sınava. Bitti mi? Tabiki de hayır! Daha 4-6 yıl asistanlık yapacaksınız. Ve sanılanın aksine orada da çalışmak bitmiyor.”

 

Beni de böyle kandırmışlardı hatırlıyorum, ilk anadolu lisesi sınavına hazırlanırken, bunu kazan gerisi kolay demişlerdi 🙂 . ama her kazanılan sınavdan sonra daha çok çalışmak gerektiğini öğrendik. Hele de tıp fakültesi tercihiniz olmuşsa, öğrencilik, asistanlık, uzmanlık, yan dal, derken çalışmanın asla bitmediğini görüyorsunuz. Bir hekim de zaten kendisini sürekli güncellemeli tıbbi ve bilimsel gelişmeleri takip etmeli bilgilerini bu yönde yenilemeli bu nedenle sürekli çalışmaya da ihtiyaç duymaktadır. Özetle tıpta çalışmak bitmiyor sadece adı değişiyor, öğrenci olarak çalışıyorsun, asistan olarak çalışıyorsun, uzman olarak çalışıyorsun vs.

 

“Çalışıyor, çalışıyor… Bir tıpçı çalışıyor. Arkadaşları mezun oluyor, askere gidiyor, işe başlıyor. Tıpçı hala çalışıyor. Arkadaşları gece eğlencelerinde dağıtırken ya da mışıl mışıl uyurken o gece nöbetinde hastalarla uğraşıyor. Bu yoğun tempoda illa ki tıpçı da ufak eğlenceler sıkıştırıyor hayatına, bizler sadece latince konuşan robotlar değiliz sonuçta. Öyle böyle derken tıpçı denilen arkadaş artık DOKTOR oluyor. Bu sefer de halkın “Doktorlar çuvalla para kazanıyor!” lafına maruz kalıyor.
+Sen mezun olup işe başladığında ben hala okuyordum, kendi gelirim olmadan hala ailem sayesinde geçimimi sağlıyordum, senden geç para kazanmaya başladım, bu fark makul bir fark değil mi?
-Hayır sayılmaz.
+E sen eğlence mekanlarında barlarda gezerken ben sabahlara kadar çalıştım, bu yeterli değil mi?
-Hayır, sen de gezseydin o zaman, sayılmaz.
+Sen gece mışıl mışıl uyurken ben hastanede nöbet tuttum, o da mı sayılmaz?
-Hayır! Siz çok para kazanıyorsunuz!

Şimdi içinizden belki de “Daha okurken mırın kırın ediyor bu doktorlar da, hak ediyor bunlar her şeyi, dayağı da darp edilmeyi de.” diyorsunuz. Ama ben bu olayı görmenizi sağlayan meslek sahibi abi ve ablalarıma ek olarak bir de öğrenci gözünden olanları sizlere göstermek istedim.
Derin bir iç çekip kafamı önüme eğdim ve ders çalışmaya döndüm. Çünkü ne bir konuşmayla ne bir yazı ile ne de başka bir yöntemle bu kanı yıkılamayacaktı. Karşımdaki intörnler hızlıca kitapları okumaya devam etti, yanımdaki temel bilimler atlaslarını kurcaladı, ben de geçmeyen baş ağrıma direnişimi gece 00:00’a kadar kütüphanede sürdürdüm. Ve bir tıpçının bir günü daha böyle sona erdi.”

Tıp fakültesine başlayan bir öğrencinin uzman hekim olarak en erken hayata atılacağı yaş 28-29’dur. Tabi ki uzman olmak da şart değil, acil hekimi, aile hekimi, toplum sağlığı hekimi gibi seçenekler de mevcut ki bunun için de en erken 24-25 yaştır. Sadece çalışmakla da iş bitmiyor malesef, mezun oluyorsunuz ve mecburi hizmetle her hangi bir yere çalışmaya gidiyorsunuz, sonra TUS’u kazanıp asistanlığa başlıyor uzman oluyorsunuz sonra tekrar mecburi hizmete, o da bitince diyelim ki yan dal uzmanı da olmak istiyorsunuz onun da sınavına çalışıp sonra tekrar onun da mecburi hizmetine gidiyorsunuz! Yani bir hekim TAM ÜÇ KEZ mecburi hizmete resmen sürülüyor! Peki bu hekimler ne zaman YERLEŞİK HAYATA GEÇECEK diye soruyorum ben de yetkililere? Uygurlular 745 yılında yerleşik hayata geçmiş yıl 2015 biz hekimler daha henüz geçemedik!

Sisteme kurban verilen hekimler malesef bugün bir taraftan da can güvenlikleri ile boğuşmaktadır. İşimizi yaparken malesef ki kendimizi tedirgin hissediyoruz, çünkü aklımıza hep 17 Nisan 2012 geliyor.

Tıp fakültesi eğitimi zorludur evet ama bir tıp öğrencisi sürekli ders çalışmalı kısmına asla katılmıyorum. Çünkü burda önemli olan zamanı verimli kullanmaktır. Bu kısımdan belki bir başka yazımda bahsederim ama bir tıp öğrencisi tüm sosyalliği ile de çok iyi bir hekim olabilir bunun örnekleri de mevcut. Bu nedenle kendinizi asla kitapların arasında boğmayın.

Son olarak bunca emeğe özveriye ve giden gençliğe rağmen her ne kadar sanılanın aksine elimize geçmese de çuvalla parayı hak ediyoruz bence …

Yazı kaynağı